Sinema filminde kurgunun izleyici algısına katkısının incelenmesi
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Film Tasarımı Anasanat Dalı, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2017
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: VOLKAN BUDAK
Danışman: SEMİR ASLANYÜREK
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:İlk sinema gösteriminin ardından yüz yılı aşkın zaman geçmesine rağmen bugün bizler "sinemada kurgu" kavramının anlamını bildiğimizi ve sinema kurgusunu tam anlamıyla kavrayabildiğimizi söyleyebiliyor muyuz? Bu sorulara verilebilecek tatmin edici bir cevap henüz bulunmamaktadır. Sinema kuramcılarının bile bu soruları tam anlamıyla cevaplayabilecekleri şüphelidir. Bu kavram o denli çok yönlü ve anlaşılmazdır ki sinemacıların dahi bu kavramı kullandıkları zaman birbirlerini anlamakta güçlük çektikleri zamanlar olur. Kendine saygı duyan her film yönetmeninin, dramaturgun ve özellikle her kurgucunun, kurgunun ne olduğunu yeterince anladıklarını söylerken sıkıntı duymamaları olanaksızdır. Bir zamanlar kurgu kavramı Rus Sineması için her şey olarak görülüyordu. Bu güne geldiğimizdeyse kurgu hiçbir şey olarak görülmektedir. Sinemada kurguya ne her şey ne de hiçbir şey olarak bakıp onu filmin oluşmasını sağlayan önemli parçalardan biri olarak değerlendirmek gerektiği görüşündeyiz. Günümüzde bazı film yapıcıları kurguyu önemsemedikleri için, sinemayı sanat haline getiren kurgunun temel amaç ve görevini, yani her sanat yapıtında bulunan temel amaç ve görevini unuttular. Bu temel amaç ve görev, filmin sadece mantıklı bir yolla kurgulanmış bir öyküyü anlatmak değil, aynı zamanda coşturucu ve uyarıcı güçte sanat ürünü ortaya çıkarmaktır. Bu bağlamda kurgu, bu görevin yerine getirilmesinde önemli bir araçtır. Günümüzde izlediğimiz çoğu filmde, coşturucu ve uyarıcı güçteki öykünün mantıklı olarak birbirini izler anlatımı şöyle dursun, yalnızca derli toplu bir anlatımdan bile bahsedemeyiz. Çalışmamızda kurgu kavramına, "sinema filminde kurgunun izleyici algısına katkısının incelenmesi" çerçevesinde bakıldı. Bunun sebebi, bir sinema filminin etkili ve doğru şekilde izleyiciye aktarılmasında en büyük role sahip olan kurgunun insan algısına göre tasarlanma gerçeğidir. Sinema yapıtı, belirli bir adrese yönlendirilmiştir. Bu adres izleyici, yani filmi algılayan bir insan varlığıdır. "Eğer sinemanın oluşumu, algılama eyleminin sürecinde ve bu sürecin sonucunda gerçekleşiyorsa, tiplemelerin doğuşuna göre algılamanın birincil, bu tiplemelerin doğuşununsa ikincil olduğu muhakkaktır." Sinema filminin amacının, mantıklı bir yolla kurgulanmış bir öyküyü, coşkulu ve uyarıcı bir şekilde izleyiciye anlatmak olduğunu söylemiştik. Artık günümüzde sanatçıdan bundan fazlası beklenmektedir. Marx'ın dediği gibi "Sanatçılar bugüne kadar dünyayı yorumlamakla yetindiler; oysa önemli olan onu değiştirmektir." Günümüzün sanatçısı doğayı yorumlamakla değil onu yeniden yaratmakla yükümlüdür. Sinemacı da dünyayı değiştirmek istiyorsa sinemanın kurallarını bilip ona göre hareket etmelidir. Sinema kurallarının bir bölümünü oluşturan temel kurgu prensiplerini bilmeden doğayı yeniden yaratmak mümkün değildir. Ancak onu taklit edebiliriz. Prof. Dr. Semir Aslanyürek, bu durumu şöyle açıklar: Bir çoban sezgileriyle bir müzik yapabilir. Notasız olarak kavalıyla o an için bir şeyler çalar fakat aynı şeyi ertesi gün tekrar çalamaz. İnsan her şeyi taklit edebilir onun taklit edemeyeceği tek bir şey vardır o da kendisidir. Çünkü gerçektir kendi yaptığı. Kurgunun temel prensipleri bilinmiyorsa; sinema sanatçısı, taklit etmek zorunda kalır. Sanatta her ne kadar dogmatik kurallara karşı olsak da dünyayı yeniden yaratmanın belli kuralı ve yöntemi olması lazım. Bu yöntem bilimsellikten geçer. Sanat, bilim değildir ama bilimseldir. Bilgi değeri olan her şey bilimseldir. Sinema bir dildir ve her dilin imla kuralları, fonetiği, sözdizimi, alfabesi vs. gibi yasaları vardır. Her dilde olduğu gibi sinema dilini de açık ve bilgilendirici düzyazı ya da şiirler oluşturmak için kullanabiliriz. Sinema dilinin yasalarını bilmeyen bir sinemacı eksik bir sinemacıdır. Dil bilgisi kurallarını bilmeyen ve kelime hazinesi düşük olmasına rağmen bir konu hakkında bir şeyler anlatmaya çalışan birine benzer. Bir sinemacının fikri ve öyküsü ne kadar iyi olursa olsun sinema dilini bilmeden sinemanın olanaklarından tam olarak yararlanmak mümkün değildir. Bir öyküyü anlatmak için sinema sanatı tercih edilmişse sinema dilinin yasaları bilinmesi gerekir. Bu çalışmada, sinemada kurgu kavramını açıklığa kavuşturmak, önemini vurgulamak için, "sinema filminde kurgunun izleyici algısına katkısı" incelendi. Günümüzde söz konusu "sinema kanunları" veya "kurgu kanunları" varlık nedenlerinin; insanın görsel algılama psikofizyolojisiyle sınırlı olan kadrların birleştirilmesinin izleyici tarafından kolaylıkla algılanması koşullarını sağlama gerekliliğiyle ortaya çıktığı görüldü. İnsan algısı yüz yıllardan beri aynı prensiplerle çalışmaktadır. İnsan algısının bu değişmez özellikleri, sinema kurgusunun temellerini oluşturmuştur. Günümüzde yapılan herhangi bir filmin analizini yaptığımızda bu filmlerde kullanılan yöntemlerin büyük bir kısmının, sinemanın doğuş yıllarında bulunmuş oldukları görülür. Film yapımının tüm temel kurallarının oluşması geçerli sebeplere dayanır. Bu kurallar yüz yıllık denemelerin ve deneylerin sonucudur. Peki, bu kuralların dışına çıkılabilir mi? Tabii ki çıkılabilir. Fakat kuralları bilmeden onların dışına çıkmak ancak acemilerin işi olabilir. Kuralları bilmenin ötesinde onların neden var olduklarını da anlamamız gerekir. Ancak o zaman kuralların dışına çıkmayı güçlü bir araç haline getirebiliriz. İlkelerin bilinçli olarak dışına çıkılması aslında aynı ilkelerin farklı versiyonlarının ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Buna birçok büyük yönetmenin filmini örnek gösterebiliriz. Kısacası "sinema kanunları" olarak adlandırılan her türlü kuralın uygulanması da, ihlali de aslında insan algısının değişmez niteliklerine dayanmaktadır. Bir sinemacının, sinemanın kurallarını bilmeden etkili ve anlaşılır bir sanat eseri ortaya çıkaramayacağı muhakkaktır. Sinema kurallarının bir bölümünü oluşturan kurgu prensiplerinin ne olduğuna, nasıl ortaya çıktığına bakmak için, kurgu prensiplerinin özünü oluşturan insanın algılama mekanizmaları incelendi. İnsan öncelikle yaşadığı doğal çevreyi sonrasında da bir sinema filmini nasıl algılar? Bu konulara kurgu özelinde değinilmeye çalışıldı. En büyük kitle iletişim aracı olarak kabul edilen sinema ve televizyonun haberleşme teorisi ile ilişkisi kurgu özelinde incelendi. Tezde "iki komşu kadrın birleştirilmesine" ilişkin temel prensiplere odaklanılmış ve kurgunun dramaturjiye ilişkin genel boyutları bu çalışmanın kısmen dışında bırakılmıştır. Metinde yer alan bilgilerin büyük bir kısmı sinema uygulamalarına yönelik bilgiler olduğu için ortaya koyulmaya çalışılan düşünceleri, görsel ve işitsel bir anlatım olanağı sunan bilimsel belgesel film ile anlatmanın uygun olacağı düşünüldü. Kurgunun temelinin, aynı zamanda başlangıç ilkelerinin kavranmasını sağlayacağı düşünülerek "Bir Sahnede Art Arda Birleştirilen Kadrların 10 Prensibi" ile ilgili, içinde mizansenlerin olduğu 10 kurgu prensibini anlatan bilimsel belgesel film hazırlandı. Bu prensipler filmleştirilirken Aleksey G. Sokolov'un yazdığı Prof. Dr. Semir Aslanyürek'in Türkçe çevirisini yaptığı "Sinema ve Televizyonda Görüntü Kurgusu" kitabı filme kılavuzluk yaptı. Kuşkusuz bu tezde ele alınan ilkeleri, alternatifi olmayan bir ölçüt olarak benimsemek sakıncalıdır. Böyle bir yaklaşım, bir anlamda yaratıcılık gücünü ortadan kaldırır. İnsan algısı ve sinema kurgusu başlı başına derin bir bilgi birikimi, özverili ve bilinçli bir çalışma gerektiriyor. Bu düşünceyle araştırma metninde, bilinen bir takım standart yaklaşımlara değinilmekle birlikte konulara belirli bir bilinçle yaklaşılmıştır. Üzerinde durduğumuz konuların her biri ayrı çalışmalar yapılabilecek kadar geniş kapsamlıdır. Bu nedenle konuların en önemli kısımlarına en kısa şekilde değinilmeye çalışılmıştır.