Roy Andersson Sinemasında Mizansenin Martin Buber'in Diyalog Felsefesi Bağlamında İncelenmesi


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Radyo, Televizyon ve Sinema Anabilim Dalı, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2026

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: KORHAN TOPCU

Danışman: Meliha Elif Demoğlu

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Bu çalışma, İsveçli yönetmen Roy Andersson'un sinemasını varoluşçu düşünür Martin Buber'in diyalog felsefesi ekseninde inceleyerek modern bireyin yabancılaşma, iletişimsizlik ve ahlaki sorumluluk sorunlarını görsel ve düşünsel bir düzlemde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Tezin temel hipotezi, Andersson'un geliştirdiği özgün "kompleks imaj" estetiğinin biçimsel bir tercih olmanın ötesinde Buber'in ontolojik ve etik kavramlarını sinemasal düzlemde somutlaştıran felsefi bir düşünme biçimi olduğudur. Araştırmanın kuramsal çerçevesi Buber'in "Ben-O" ve "Ben-Sen" ilişkileri üzerine kurulmuş, sinema-felsefe ilişkisinin çözümlemesinde ise Thomas Wartenberg'in 'screening', Daniel Frampton'ın film-düşünme (film-thinking), Robert Sinnerbrink'in sinematik etik ve Roland Barthes'ın geometrik kesit kavramlarından yararlanılmıştır. Çalışmanın kapsamı, yönetmenin estetik dönüşümünün ilk izlerini taşıyan Something Happened (1987) ve bu dönüşümün kristalize olduğu World of Glory (1991) kısa filmleri ile İkinci Kattan Şarkılar (2000), Siz, Yaşayanlar (2007), İnsanları Seyreden Güvercin (2014) ve Sonsuzluk Üzerine (2019) uzun metrajlı filmlerini içermektedir. Mizansen analizi yöntemiyle gerçekleştirilen 48 sahne incelemesi üç ana başlık altında toplanmıştır. "Refah Toplumunun Çözülüşü: İletişimsizlik, Yabancılaşma ve Yabancı Düşmanlığı" başlığında İsveç toplum modelinin ardındaki bireysel izolasyon ve nesneleştirici ilişkiler, "Kolektif Suçluluk ve Tarihsel Yüzleşme" başlığında geçmişin travmalarının şimdiki zamana sızan ahlaki yükü, "Vicdan Krizi ve İnancın Yitimi" başlığında ise modern insanın manevi boşluğu ve içsel huzursuzluğu irdelenmiştir. Araştırma sonucunda Andersson'un sabit kamera, derinlikli kadraj ve soluk renklerle inşa ettiği mizansenin, izleyiciyi pasif bir seyirden çıkararak etik bir tanıklığa ve sorumluluk almaya davet eden özgün bir görsel ahlak alanı yarattığı ortaya konmuştur.