Orataçağ'dan günümüze resim sanatında ölüm kavramı
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2003
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: OLCAY DURSUN
Danışman: DEVABİL KARA
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:İnsanlık tarihi boyunca ölüme karşı tavırlar birçok evrimden geçmiştir. Eski uygarlıklardaki bir çok mit, insanların nasıl ölümlü olduklarını açıklama girişiminde bulunmuştur. İnsanların, Tanrının buyruklarına karşı gelmelerinden ötürü ölümsüzlüklerini yitirip, ölümlü olduklarına inanılmıştır. Bu inanç, en ilkel dinlerden, en gelişmiş tek tanrılı dinlere kadar uzanmıştır. Ölümün, ortaçağ boyunca çok korkunç, fakat bir o kadar da gerekli olduğu düşünülmüş ve beklenilmiştir. Ortaçağın sonlarına doğru ölülerin artık Mahşer Günü'nde değil ölüm anında yargılandığına inanılmıştır. 15. ve 16. yüzyıllarda ortaya çıkan Ars Moriendi (iyi ölme sanatı)'de yer alan kutsal tasvirler, ortaklaşa bir ayinin güvenliliği ile, kişisel bir sorgulamanın endişesini, tek bir sahne halinde bir araya getirmiştir. Ölümün kendisinden, ölümün yöntemi ve zamanlaması kadar korkulmamıştır. En büyük endişeyi yaratan, uyarılmadan ya da uyku sırasında gelen ani ölüm olmuştur. 12. ve 13. yüzyıllardaki Mahşer Günü'nde yargılanma, 15. yüzyılda ölmekte olan kişinin yatmış olduğu Ölüm - yatağı sahnelerine göç etmiştir. 18. yüzyılın ortalarında ölümün yüceltilmesi ve ölüm düşüncesinden haz alma romantizmin özelliklerinden biri haline gelmiştir. 19. yüzyıl da ise abartılmış bir matem şovu ortaya çıkmıştır. Ölüm - yatağı sahnesi 18. yüzyılda dramatize edilerek, 19. yüzyılın sonuna kadar devam etmiştir. Yaklaşık 20. yüzyıla kadar toplumun, hem ölülerden, hem de yaşayanlardan oluştuğu düşünülmüştür. I. Dünya Savaşı, toplu savaşlar, gündelik hayatın tamamen dünyevileşmesi, sanayiinin ve endüstrinin korkunç hızı, geleneksel rol modellerini ortadan kaldırmış ve böylece ortak benlik kavramı da yok olmuştur. 20. yüzyıla gelindiğinde modern toplumlar, ölü ve ölüm kavramlarını tamamen dışlayarak, bir tabu haline dönüştürmüştür. Geçmişte ölüm, gizlenmeyen, topluma açık herkesin, önünde olup biten bir şey iken, cinsellik yasaktı. Oysa 20. yüzyılda durum tam tersine dönmüştür. Ölüm, toplumun içinden dezenfekte edilip, hastanelere atılmıştır. Böylece, geçmişteki Ölüm - yatağı sahneleri de tamamen ortadan kalkmıştır. Günümüzde ölmek, artık normal bir şey değildir. Ölüm sıkı bir denetim altına alınmıştır. Oysa, ölümden ne kadar uzaklaşılırsa, yaşamdan da o derece uzaklaşılır. m