KOZMOTEKNİK VE YAPIBOZUM: TÜRKİYE’NİN YAPAY ZEKÂ EYLEM PLANI ANALİZİ
The Turkish Online Journal of Design, Art and Communication, cilt.16, sa.4, ss.1975-1992, 2026 (TRDizin)
- Yayın Türü: Makale / Tam Makale
- Cilt numarası: 16 Sayı: 4
- Basım Tarihi: 2026
- Doi Numarası: 10.7456/tojdac.1993171
- Dergi Adı: The Turkish Online Journal of Design, Art and Communication
- Derginin Tarandığı İndeksler: Index Islamicus, TR DİZİN (ULAKBİM), EBSCO Communication Source, Communication Source (EBSCO)
- Sayfa Sayıları: ss.1975-1992
- Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
- Marmara Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Bu çalışma, küresel yapay zekâ (YZ) yönetişimini domine eden Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Çin modellerinin ortak bir epistemolojik paradigmayı paylaştığını ve bu paradigmanın Küresel Güney'i sistematik olarak dışlayan bir algoritmik sömürgecilik ürettiğini tartışmaktadır. Çalışmanın amacı, Türkiye'nin 2026 Yapay Zekâ Eylem Planı'nı Abeba Birhane'nin algoritmik sömürgecilik ve Yuk Hui'nin kozmeteknik kavramları ışığında analiz etmektir. Bu analiz, Derridacı yapıbozumun beş operasyonel hamlesiyle işletilen bir okuma stratejisine dayanmakta; metindeki dekolonyal potansiyeli ve devlet merkezli rekabetçi çelişkileri açığa çıkarmayı hedeflemektedir. Yorumsamacı-eleştirel paradigmada postyapısalcı eleştirel politika analizi deseninde tasarlanan araştırmada, birincil korpus olarak eylem planı, ikincil korpus olarak AB Yapay Zekâ Yasası, ABD başkanlık kararnameleri ve Çin'in düzenleyici metinleri analiz edilmiştir. Bulgular, eylem planının veri sömürüsü ve kültürel tek tipleşmeye karşı güçlü bir söylemsel itiraz geliştirdiğini, ancak önerdiği altyapı yatırımları, büyük dil modelleri ve ekonomik büyüme hedeflerinin eleştirdiği Batılı araçsal aklın mantığını ulusal ölçekte yeniden ürettiğini göstermektedir. Bu gerilim, dijitalleşmenin ontolojik bir zorunluluk hâline geldiği çağda devlet aklının kaçınılmaz olarak tekno-milliyetçi bir reflekse hapsolduğunu; buna rağmen plandaki uçta hesaplama gibi alternatif arayışların, kozmoteknik bir kopuş için dekolonyal bir praksis imkânı barındırdığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak yerel kültürel hafızayı ve çoklu evreni merkeze alan dağıtık, ekolojik ve adil bir YZ tahayyülünün inşasına yönelik öneriler sunulmaktadır.
This study discusses how the models of the European Union, the United States, and China dominating global artificial intelligence (AI) governance share a common epistemological paradigm that produces an algorithmic colonization systematically excluding the Global South. The aim of the study is to analyze Türkiye's 2026 AI Action Plan through a reading strategy that operationalizes Derridean deconstruction into five analytical moves, employing Abeba Birhane's concept of algorithmic colonization and Yuk Hui's cosmotechnics as sensitizing lenses, thereby revealing the decolonial potential and state-centric competitive contradictions within the text. Designed within an interpretive-critical paradigm using a poststructuralist critical policy analysis framework, the study draws on a two-layered corpus: the action plan as the primary text, and the EU AI Act, US executive orders, and China's regulatory documents as the secondary intertextual layer. The findings demonstrate that while the action plan develops a powerful discursive challenge to data exploitation and cultural homogenization, mobilizing metaphors such as 'digital fascism' and 'data farmland,' its proposed infrastructure investments, large language models, and economic growth targets reproduce the very Western instrumental rationality it criticizes, albeit on a national scale. This tension reveals that in an era where digitalization has become an ontological necessity, state rationality is inevitably trapped in a techno-nationalist reflex; nevertheless, alternative pursuits in the plan, such as "edge computing," hold potential for decolonial praxis for a cosmotechnical rupture. The conclusion offers recommendations for constructing a distributed, ecological, and just AI imagination that centers local cultural memory and the pluriverse