BİDGE Yayınları, Ankara, 2025
Sanat ve şiddet ilişkisi, insanlık tarihi kadar eskidir. Savaşlar, çatışmalar, toplumsal krizler... Tüm bu yıkıcı süreçler boyunca sanat, kimi zaman bir tanık, kimi zaman bir anlatıcı, kimi zaman da doğrudan müdahale eden bir ses olmuştur. Özellikle 20. yüzyılın ortasından itibaren sanatçılar, yaşanan travmaları sadece belgelemekle kalmamış; aynı zamanda şiddeti sorgulayan, onu görünür kılan ve izleyiciyi düşündüren eserler üretmişlerdir.
Bu metin, ilk olarak 2003 yılında gerçekleştirdiğim yüksek lisans tezimden yola çıkarak şekillenmiştir. Çalışmada temelleri atılan sanat ve şiddet ilişkisine dair kuramsal tartışmalar, geçen zaman içinde hem tarihsel hem kavramsal olarak derinleşmiş, güncel bağlamlarda yeniden değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, metin hem akademik bir güncelleme hem de geçmişle bugün arasında kurulan yaratıcı bir diyalog niteliği taşımaktadır.
Bu araştırma, sanatın şiddetle kurduğu bu çok katmanlı ilişkiyi, özellikle 19. ve 21. yüzyıllar arasındaki toplumsal kırılmalar ve dönüşümler üzerinden ele almaktadır. Sanayi Devrimi'nin getirdiği hızlı değişim, modernleşmenin etkileri, iki büyük dünya savaşı, soykırımlar ve günümüzde medya üzerinden yayılan şiddet, sanatın dilini de dönüştürmüştür. Artık sanat, sadece estetik bir nesne değil; sorgulayan, eleştiren ve dönüştüren bir ifade biçimi hâline gelmiştir.
Bu bağlamda, araştırma üç ana yöne odaklanmaktadır. İlk olarak, şiddetin tarihsel gelişimi ve sanatla kurduğu ilişki incelenmiştir. Ardından Dadaizm, Fütürizm, Ekspresyonizm, Happening, Fluxus gibi sanat akımları üzerinden, modern sanatın şiddeti nasıl kullandığı ve sorguladığı irdelenmiştir. Son olarak, günümüz sanatında dijital medyanın etkisi ve sanal ortamlarda şekillenen yeni sanat formlarının şiddetle olan ilişkisi ele alınmıştır. Araştırma yöntemi olarak nitel analiz tercih edilmiştir. Sanat eserlerinin, kuramsal metinlerin ve sanatçı söyleşilerinin taranmasıyla oluşturulan bu çalışma; şiddeti yalnızca bir temsilden ibaret görmeyip, sanatın içinde nasıl işlevsel hâle geldiğini göstermeye çalışmaktadır. Bu noktada Erich Fromm, Judith Butler, Hannah Arendt ve Yves Michaud gibi düşünürlerin kuramlarından da yararlanılmıştır. Bu metin, sanat ve şiddet ilişkisinin yalnızca geçmişte kalmadığını, günümüzde de sanatçıların bu zorlu meseleyle yüzleşmeye devam ettiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çünkü sanat, zamanın ruhunu yakalamakla kalmaz; aynı zamanda onu şekillendiren, ona karşı duran ve yeni yollar öneren bir güçtür.