Dinî İstismardan Ayrı Bir Olgu Olarak Manevi İstismar


Creative Commons License

DÜZGÜNER S.

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ, cilt.15, sa.2, ss.783-794, 2026 (TRDizin)

Özet

Din, dünya tarihi boyunca bireyleri ve toplumları etkileyen ve onlara şekil veren en temel olgulardan biridir. Son yıllarda Batı’da ortaya çıkarak literatüre yansıyan bir yaklaşımda din (religion) ile maneviyat (spirituality) birbirinden ayrı kavramlar olarak ele alınmaya başlanmıştır. Alan araştırmalarında tespit edilen ve kendilerini “Dindar değilim ama maneviyatım güçlüdür.” şeklinde açıklayan insanların sayısının giderek artması, din bilimleri ve sosyal bilimler literatüründe konunun daha çok incelenmesine yol açmıştır. Sosyal ve akademik alanda kendini hissettiren bu yaklaşımın temel iddiası, dinin normlara dayalı, insanın gelişimini engelleyen ve kalabalık gruplar halinde hissedilmeden icra edilen davranışlardan ibaret olduğu, maneviyatın ise bunun aksine kişisel aşkınlık tecrübelerine dayalı, insanın gelişimini destekleyen ve kişinin derin bir şekilde hissettiği anları içeren bir olgu olduğu yönündedir. En genel haliyle dini olumsuz, maneviyatı ise olumlu bir şekilde ele alan bu yaklaşıma son zamanlarda çeşitli eleştiriler de getirilmiştir. Makalede, yoga, meditasyon, arınma kampları gibi uygulamalarla kendini gösteren maneviyat akımlarının salt olumlu olmadığının altı çizilerek manevi istismar kavramı ele alınmaktadır. Sistematik literatür taraması ve kavram analizi yöntemlerinin kullanıldığı makalede, dinî istismar kavramı ile manevi istismar kavramlarının alan yazındaki iz düşümleri sunulmuştur. Buna göre din ve maneviyat sağlık ve başa çıkma gibi olumlu konularla ilişkilendirildiğinde din zorunlu kurallar bütünü, maneviyat ise kişisel aşkınlık tecrübeleri olarak ele alındığı görülmüştür. Ancak din ve maneviyat kavramları istismar ile ilişkilendirildiğinde hem dinî hem de manevi istismarın daha çok dini kurumlarla ilintili olarak ele alındığı ve yeni manevi uygulamalardaki istismarın gölgede kaldığı tespit edilmiştir. Makale, maneviyatın objektif olarak tanımlanması gerektiği ve maneviyat tanımlarındaki olumlu değer yüklemelerinin gerçeği yansıtmadığını ileri sürmektedir. Ayrıca, dinî kurumlarda olduğu gibi maneviyat uygulamalarındaki istismara da dikkat edilmesi gerektiğini ifade etmektedir.
Religion is one of the fundamental phenomena that has influenced and shaped individuals and societies throughout world history. In recent years, an approach emerging in the West and reflected in the literature has begun to discuss religion and spirituality as separate concepts. The increasing number of people who describe themselves as "I am not religious but spiritual" has led to more extensive research on the subject in the literature of religious studies and social sciences. The basic claim of this approach, which takes part in both social life and academic literature, is that religion consists of norms-based behaviors that hinder human development and are performed imperceptibly in large groups, while spirituality, on the contrary, is a phenomenon based on personal transcendent experiences, supporting human development and encompassing moments of deep feelings. This approach, which generally views religion negatively and spirituality positively, has recently faced various criticisms. The article discusses the concept of spiritual abuse, emphasizing that spiritual movements manifesting through practices such as yoga, meditation, and cleansing camps are not purely positive. Adopting the methods of systematic literature review and concept analysis, this article presents the reflections of the concepts of religious abuse and spiritual abuse in the literature. Accordingly, it was found that when religion and spirituality are associated with positive issues such as health and coping, religion is considered a set of obligatory rules, while spirituality is viewed as personal experiences of transcendence. However, when the concepts of religion and spirituality are associated with abuse, it was determined that both religious and spiritual abuse are mostly discussed in relation to religious institutions, and abuse in new spiritual practices is overshadowed. The article argues that spirituality should be defined objectively and that the positive value judgments in definitions of spirituality do not reflect reality. Furthermore, it is stated that a3ention should be paid to abuse in spiritual practices as well as in religious institutions.