İnsicam, cilt.5, sa.61, ss.88-97, 2026 (Hakemli Dergi)
Cemil Meriç romana dair farklı yazılar içinde yer yer
ilginç tespitlerde bulunur. Beğendiği ve okudukları onu eleştirel bakmaktan
uzaklaştırmaz. Bu çerçevede romana da hayli mesafeli bir duruşu vardır. Bu
bazen de yazının akışı içinde ortaya çıkan bir değerlendirmedir.
Cemil
Meriç, romanla ilgili düşünce ve tespitlerini ilk olarak Bu Ülke isimli
eserinde “Divan Edebiyatında Roman” başlığı altındaki yazısında belirtmiştir.
“Divan edebiyatında roman yok. Niye olsun?” diyerek başladığı bu yazısında
Cemil Meriç, şu tespitlerde bulunmuştur: Roman, başlangıcından itibaren bir
ifşadır. Özel hayatların sergilenmesidir. Mesela Batının ilk romanlarından biri
olan Lesage’ın “Topal Şeytan” eserinde kahraman
evlerin damını açar, bizi yatak odalarına sokar. Medeniyet can çekişiyor. Gök
bomboş, hayat abes; roman bu kalpsiz dünyanın insanını bütünüyle sahneye koymak
iddiasında... Bütünü yani çarpık insiyakları, hayvanca iştihaları, çılgın
arzuları veya arzusuzlukları ile. Cemil Meriç, Eski Türk Edebiyatımızda roman
olmamasının sebebini de şöyle açıklar: “Osmanlının ne yaraları vardır ne
yaralarını teşhir etmek hastalığı. Hikâyeleri ya bir cengâveri ebedileştirir ya
hisse alınacak bir kıssadır.” “İnanan bir toplumda hayali çözüm yoları aramaya
ihtiyaç duymayan bir toplumda romanın ne işi var?”
Romanın Avrupa’da burjuvaziyle doğduğunu söyleyen Cemil Meriç, “Burjuvazi, Avrupa’nın imtiyazı, daha doğrusu yüz karası. Bir kelimeyle roman, başka bir dünyanın, başka bir ruh ikliminin başka bir toplumun eseri…” Cemil Meriç’e göre bu edebî tür, “bir buhranın, bir uyuşmazlığın, reelle ideal arasındaki bir nispetsizliğin çocuğu. İçtimai bir sıhhatsizlik, hiç değilse bir tedirginlik alâmeti.”dir Osmanlı, «Osmanlı» kaldıkça Batı romanını anlayamazdı (Meriç 2010:119-120). Sonuç olarak romanı “çocukça, uçarı” bir tür olarak nitelemesine rağmen Cemil Meriç, romandan bir türlü vazgeçemez. Özellikle Balzac’ı ve İnsanlık Komedyası’nı hemen her vesile ile anmaktan geri durmaz. Romana daha çok insan-devir ilişkisi üzerinden baktığı için ve romancıları da Batı karşısındaki tavrı ile değerlendirmeyi ilke edindiğinden, birçok roman okumuş olmasına rağmen, Türk edebiyatındaki isim ve eserler üzerinde yeterince durmaz. Bunun nedenlerinden biri, düşüncelerinin zaman içinde değişmesi ve romana sosyolojik açıdan bakmaktan kendini alamamasıdır. (Törenek 2016: 146-147).