Bel Ağrılarında Tanı, Ayırıcı Tanı ve Baş Etme Stratejileri


Akyüz G. D.

Uluslararası Katılımlı Türk Romatoloji Kongresi, Antalya, Türkiye, 20 - 24 Mart 2019, ss.135

  • Yayın Türü: Bildiri / Tam Metin Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Antalya
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.135

Özet


Erişkinlerin % 60-80’i yaşamlarının herhangi bir döneminde bel ağrısından yakınmakta olup genellikle etyoloji tam olarak belirlenememekte ve çoğuna nonspesifik bel ağrısı tanısı konulmaktadır. Bel ağrısının prevalans ve insidansını etkileyen faktörler arasında ileri yaş, cinsiyet, vücut yapısı, işle ilgili risk faktörleri, psikolojik ve davranışsal özellikler sayılabilir. Akut bel ağrısı olgularının % 50’si ilk 2 haftada herhangi bir tedaviye gerek kalmadan iyileşebilmekte, % 40’ı 6-12 haftada doğru tanı ve tedavi ile iyileşip günlük yaşamlarına dönebilmekte, geriye kalan %10’unda ise ağrı 3 ayın üzerinde devam ederek kronikleşmeye sebep olmaktadır. Tam iyileşme durumlarında bile ağrının nüks etme olasılığı göz önünde bulundurulmalıdır. Burada önemli olan ilk akut atağı önleyebilmek ve hastalığın kronikleşmesine engel olabilmektir. Bel ağrısı kronikleşen olgularda yaşam kalitesinin bozulduğu, psikolojik sorunların ve duygu durum değişikliklerinin ortaya çıktığı, kişinin üretici konumdan uzaklaştığı ve iş gücü kaybının arttığı göz önüne alındığında, ülkelere maliyet açısından giderek büyük yük bindirdiği acıktır. Bel ağrısı yapan durumlar genellikle mekanik, romatolojik, neoplastik, vasküler, enfeksiyöz, travmatik ve metabolik kaynaklı olabilir. Akut bel ağrılarında neden çoğu kez nonspesifik olup %95’inde mekanik nedenler ön plandadır. Bel ağrıları tanı rehberlerinde kırmızı bayraklar; yeni bir ciddi travma ya da 50 yaş üstü daha hafif travma olması, açıklanamayan kilo kaybı, kanser öyküsü, açıklanamayan ateş, immunosüpresyon, intravenöz ilaç kullanımı, yerleşmiş osteoporoz tanısı, uzun süre kortikosteroid kullanımı, 70 yaşın üzerinde olmak, fokal nörolojik defisit, progressif ya da kalıcı semptomların varlığı olarak sayılabilir. Bel ağrılı hastaya doğru yaklaşım; ayrıntılı bir öykü alma ve dikkatli klinik muayene ile olur. Hastanın ağrısı, ağrıyı artıran ve azaltan faktörler hakkında bilgilendirilmesi çok önemlidir. Akut bel ağrılı hastada özellikle ilk iki haftada gereksiz tetkiklerden kaçınılmalı, yatak istirahati ve medikal tedavi ile hasta izlenmelidir. Daha uzun süre devam eden ağrıda ön tanı(lar) doğrultusunda hastanın tetkikleri istenmeli, kesin tanı sonrası medikal, rehabilitatif ve ilerleyen dönemlerde invazif tedavi seçenekleri planlanmalıdır. Medikal tedavi olarak akut dönemde basit analjezikler, kas spzamı ve enflamasyon varlığında gerekli ilaçlar başlanmalıdır. Nöropatik ağrı varlığında antiepileptikler, anksiyete ve kaygı düzeyi yükseldiğinde antidepressanlar eklenmelidir. Tüm bu tedaviler ile ağrı kontrolü yeterince sağlanamazsa zayıf/güçlü opioidler düşünülebilir. Uzun süreli tedavi stratejilerinde farmakoterapinin tek başına yeterli olmadığı, başta terapötik egzersizler olmak üzere aerobik fiziksel aktivitenin en çok önerilen tercihler arasında yer aldığı unutulmamalıdır. Fizik tedavi modaliteleri rehabilitasyona yardımcı yöntemler olarak eklenebilir.  Konservatif tedaviye 6-8 haftada yanıt alınamadığı takdirde invazif tedavi yöntemleri düşünülmeli, öncelikle lokal enjeksiyonlar ve algolojik girişimler denenmelidir. 6 ay boyunca tüm  konservatif tedavilere ve girişimsel işlemlere karşın şiddetli ağrı yakınması devam eden, tedaviye yanıtsız hastalar cerrahiye yönlendirilmelidir. Tedavi programlarının bireysel faktörler gözönüne alınarak planlanması, günlük yaşam aktiviteleri, fonksiyonellik ve iyileşme kriterleri açısından ülkelerin kendi tanı ve tedavi rehberlerini oluşturması bel ağrılı hastaya doğru yaklaşımda büyük önem taşımaktadır.