Türk Denetimli Serbestlik Sistemi 20. Yıl Uluslararası Kongresi, Antalya, Türkiye, 1 - 03 Aralık 2025, ss.184-185, (Özet Bildiri)
Denetimli serbestlik müessesesi, modern ceza adalet sistemlerinin hem cezalandırma hem de topluma yeniden uyum hedeflerini bir arada gerçekleştirmeye yönelik en önemli infaz araçlarından biridir. Bu kurumun esası, hürriyetin tamamen kısıtlanması yerine bunun sınırlandırılması yoluyla ilgili kişinin toplumla bağının korunması, suçta tekerrürün önlenmesi ve bireyselleştirilmiş bir infaz anlayışının geliştirilmesidir. İnceleme konumuz olan “belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma”, denetimli serbestliğin en tipik ve pratikte en fazla uygulanan türleri olarak öne çıkmaktadır. Belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50’inci maddesinin 1’inci fıkrasının (d) bendinde kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlardan biri olarak öngörülmüştür. Bunun yanı sıra, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un (CGTİK) 105/A maddesinin 5-c bendinde “belirlenen yer veya bölgelere gitmemek”, denetimli serbestlik uygulanmak suretiyle cezasının infazına karar verilen hükümlünün tabi tutulabileceği yükümlülükler arasında gösterilmiş, keza CGTİK’nun 107/9-b maddesinde, şartla salıverme sonrası uygulanabilecek tedbirler arasında sayılmıştır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109/3-l maddesinde ise adli kontrol tedbiri olarak “belirlenen yer veya bölgelere gitmemek” yükümlülüğüne yer verilmiş ve aynı Kanunu’nun 231/8-c maddesinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bağlamında uygulanabilecek tedbirler arasında “belli yerlere gitmekten yasaklanma” zikredilmiştir. Bunun yanı sıra, denetimli serbestlik kapsamında uygulama alanı olmamakla birlikte, birtakım özel kanunlarda önleyici tedbir, koruma tedbiri ya da güvenlik tedbiri mahiyetinde benzer hükümlere yer verildiği görülmektedir. Örneğin 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 5’inci maddesinde, korunan kişilere, yakınlarına ve bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmama, bu kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmama şeklinde önleyici tedbirler öngörülmüştür. Yine 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un 18’inci maddesinde, çeşitli suçlar bünyesinde koruma tedbiri ve güvenlik tedbiri mahiyetinde “seyirden yasaklanma” tedbirine yer verilmiştir. Belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma tedbiri, failin risk profiline, suçun niteliğine ve yeniden suç işleme ihtimaline göre belirli mekânlara (örneğin mağdurun konutu, işyeri, belirli sosyal alanlar) yaklaşmasını veya belirli davranışlarda bulunmasını (alkol tüketimi, kumar oynama, suç ortamlarıyla temas gibi) engelleyerek; hem failin gözetim altında tutulmasını hem de mağdurun korunmasını sağlar. Tedbirin temel işlevi, suçluluğu tetikleyen çevresel ve sosyal faktörleri bertaraf ederek failin denetimli şekilde toplum içinde varlığını sürdürmesini mümkün kılmaktır. Böylelikle klasik hapis cezasının toplumsal ve bireysel olumsuz etkileri azaltılırken, yeniden suç işleme oranının düşürülmesi hedeflenmektedir. Belirtelim ki, bu tür yasaklamaların uygulanması, hem insan hakları hem de infaz hukuku bakımından dikkatle incelenmeli ve değerlendirilmelidir. Tedbir, kişinin hareket özgürlüğüne doğrudan etki ettiğinden, ölçülülük, gereklilik ve bireyselleştirme ilkelerine uygun olmak zorundadır. Denetimin teknolojik araçlarla (örneğin elektronik kelepçe veya konum izleme sistemleriyle) gerçekleştirildiği durumlarda özel hayatın gizliliği, veri güvenliği ve sürekli gözetim kaygıları gündeme gelebilmektedir. Sonuç olarak, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklama, hem klasik ceza yaptırımlarına alternatif niteliği, hem de mağdur odaklı yaklaşımıyla, modern ceza adalet sisteminde giderek daha merkezi bir rol üstlenmeye başlamıştır. Bu kapsamda tebliğ, söz konusu tedbirin hukuki dayanaklarını, uygulanma şartlarını, sınırlarını, hukuka uygunluk ölçütlerini tartışmayı hedeflemektedir. Ayrıca bu çalışmada, kurumun insan hakları açısından taşıdığı önemin yanı sıra, denetimli serbestlik müessesi içerisinde oynadığı rol ve ceza muhakemesi ile infaz hukukuna etkileri de değerlendirme konusu yapılacaktır.