Hüseyin Alemdar Şiirinde Hikmet Nakaratı


Babacan M.

Yedi İklim, cilt.40, sa.431, ss.37-42, 2026 (Hakemsiz Dergi)

  • Yayın Türü: Makale / Tam Makale
  • Cilt numarası: 40 Sayı: 431
  • Basım Tarihi: 2026
  • Dergi Adı: Yedi İklim
  • Sayfa Sayıları: ss.37-42
  • Marmara Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Şiirlerinde aşk, hüzün, yalnızlık, ölüm, ayrılık gibi konuları bir “ağıt” havası içinde coşkulu ve içten bir dille işlemiş olan Hüseyin Alemdar,  özellikle doğa - kent ikileminden kaynaklanan duygulanmalarına da yer vermiştir.  İlk zamanlarda şiirlerinde barış, umut, kardeşlik gibi toplumsal konulara değinmiş olan Alemdar, daha sonraki şiirlerinde eski güzel günlere, sanatçılara özlemini de dile getirdiği açık ve yalın bir dil kullanmıştır.  Alemdar son yıllardaki şiirlerinde yaşadıklarından kendinde iz bırakmış anları “fragman” lar şeklinde özlemle yansıtırken adeta aynı zamanda bir hesaplaşma içerisindedir: “Metal ve metafizik/ senden hatıra/ üzerimdeki parçalar”  mısralarında olduğu gibi.(Hiç/İz, Akatalpa, Sayı 207, Mart 2017, sf. 1)

Şairler olmasa, hikmetin de hikmet burcunun da bir anlamı olmadığını, bunun için de tekrar usta şair Necatigil’i okuması gerektiğini söyler, okurken de –Allah uzun ömürler versin- yaşayan hüzün şairi diyebileceğimiz, hüznü şiirlerinde sıkça işleyen bir şair olan:  “Hüzün ki en çok yakışandır bize / belki de en çok anladığımız” meşhur mısralarının sahibi olan Hilmi Yavuz aksanlı olacağını söyler:   “Şairler olmasa ne anlamı var ki / hikmetin de hikmet burcunun da  / dönüp tekrardan Behçet Necatigil okumalıyım  / Hilmi Yavuz aksanlı bir hüzünle--“

         Usta şairler Dağlarca ve Necatigil’den “hikmet burcu”nu okuyup anlaması, vukufiyet kazanmaya başlaması,  anlayacak durum ve yaşa ulaşması Hüseyin Alemdar’ı sevindirecek yerde hüzünlendirmektedir. Bu bağlamda hüznü şiiriyle en iyi anlatan Hilmi Yavuz aksanına başvuracağını söylemektedir. Şair “Hilmi Yavuz aksanlı hüzün” ifadesiyle Hilmi Yavuz’un Nazım Hikmet isimli şiirinde yer alan: “hüzün ki en çok yakışandır bize/

belki de en çok anladığımız” mısralarına gönderme yapmaktadır. Ayrıca şairin “hikmet burcunda olması, hikmetin künhüne vakıf hale gelmesi” niçin Alemdar’ı hüzünlendirmiş olabilir? Hatta acaba “hüznü bir ilçe yapıp kendime:”   “ah hüseyinim vah hüseyinim” diye ağıt yakmasına ne sebep olmuştur? Yoksa usta şairler ona asıl “hikmeti”n ölünce mi anlaşılabilecek olduğunu ve bu yüzden ancak  “öl de gel, öl de gör!”ünce anlaşılabileceğini söylemeye çalışmaktadırlar?