İstanbul’un Karadeniz Kıyısında Unutulan Denizcilik Mirası: Tahlisiye İstasyonları Envanteri
PLANARCH - Design and planning research (Online), cilt.10, sa.2, ss.285-307, 2026 (TRDizin)
- Yayın Türü: Makale / Tam Makale
- Cilt numarası: 10 Sayı: 2
- Basım Tarihi: 2026
- Doi Numarası: 10.54864/planarch.1835689
- Dergi Adı: PLANARCH - Design and planning research (Online)
- Derginin Tarandığı İndeksler: TR DİZİN (ULAKBİM)
- Sayfa Sayıları: ss.285-307
- Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
- Marmara Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
İstanbul’un Karadeniz kıyısında, 19. yüzyılda inşa edilmiş tahlisiye istasyonları, gemi kazaları sonrası hayat kurtarmaya yönelik hizmet veren ve günümüzde de özgün endüstriyel miras olarak değer taşıyan yapılardır. Kurtarma çalışmalarında kullanılan roket düzeneğinden adını alan rokethane ve can sandallarının muhafaza edildiği kayıkhane gibi çeşitli işlevsel birimlerden oluşan birer komplekstirler. İstasyonlar yapıları, kıyı hattı boyunca bütüncül bir kurtarma zinciri oluşturur ve konumlarına özgü tasarımlarıyla kıyı peyzajı içinde özel bir bağlam kurarlar. Hem Avrupa hem de Asya tarafında; doğuda Kefken’den batıda Terkos Gölü’ne kadar İstanbul’un Karadeniz kıyı şeridinde yer alan yaklaşık 15 istasyon ve 21 rokethane birimi bulunmaktadır. Ancak günümüzde haberleşme ve kurtarma teknolojilerindeki gelişmeler nedeniyle hizmet dışı kalan bu yapılar, yasal koruma şemsiyesi altına yeterince alınamadığı için hızla kaybolma riskiyle karşı karşıyadır. Bu çalışma, korunmayan ve görünmezleşen bu mirasa yönelik farkındalığı acilen artırmak amacıyla detaylı bir tespit ve durum değerlendirmesi sunmaktadır. Etkin koruma çalışmalarının ilk adımı olan bu envanter çalışması ile güncel veriler ortaya konarak koruma politikalarına bilimsel bir altlık oluşturulması hedeflenmektedir. Tarihsel arşiv taramaları, dönem haritaları ve hava fotoğraflarının incelenmesi ile 2017-2025 yılları arasında gerçekleştirilen kapsamlı saha çalışmalarına dayanan bu araştırmada, kıyıdaki sert çevresel koşulların yol açtığı hızlı bozulmanın yanı sıra, İstanbul’a özgü tehditlerin ve yasal çerçevedeki eksikliklerin, yapıların geri döndürülemez şekilde kaybına neden olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda çalışmada tahlisiye istasyonlarının tekil yapı ölçeğinde değil, birbirleriyle ve kıyı coğrafyasıyla ilişkileri gözetilerek "denizcilik kültürel peyzajı" bağlamında bütünleşik bir anlayışla ele alınması ve kamu yararı gözetilerek yeniden işlevlendirilmesi gerekliliği vurgulanmıştır.
The lifesaving stations along Istanbul’s Black Sea coast are distinctive examples of industrial heritage, constructed in the 19th century to save people after shipwrecks. Forming a continuous rescue network, they establish a unique relationship with the coastal landscape through site-specific designs. Each station includes functional structures such as the rockethouse, named after the rocket apparatus used in rescue missions, and the boathouse, where lifeboats were stored. Across both the European and Asian shores, about fifteen stations and twenty-one rockethouse units once operated between Kefken and the Terkos Lake. Today, advances in communication and rescue technologies have made them obsolete, and insufficient legal protection has left them vulnerable to disappearance. This article presents a detailed inventory and condition assessment to raise urgent awareness of this overlooked heritage. By providing updated data, it aims to form a scientific basis for future conservation policies. Using archival documents, historical maps, aerial photographs, and fieldwork carried out between 2017 and 2025, the research shows that harsh coastal conditions, urban pressures specific to Istanbul, and gaps in legal frameworks have accelerated deterioration, causing irreversible losses. The study argues that lifesaving stations must be viewed not as isolated buildings but as components of a broader “maritime cultural landscape”. Recognizing their collective value and their relationship to the coastal geography is essential for effective preservation. It concludes that adaptive reuse strategies, guided by public interest, are crucial to ensure the long-term survival of these unique structures.