II Uluslararası Erciyes Bilimsel Araştırma Kongresi, Kayseri, Turkey, 27 - 29 September 2019, pp.199, (Summary Text)
İbadethaneler, dinsel inançlara ait ve belli periyotlarla tekrarlanan (günlük, haftalık vb.) pratiklerin ya mecburi yahut da ihtiyari olarak icra edildiği kamusal mekanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu hususiyetleriyle ibadethane, bir dinsel inancın kamusal görünürlüğünün fiziki bir veçhesi olmaktan başka, o inancın mensuplarının bir araya geldikleri, kamusal görünürlüğü paylaştıkları, topluluk olarak sosyalleştikleri bir mekandır. Dolayısıyla inanç topluluklarının mevcudiyeti ve hayatiyeti nazarlarından, ibadethanelerin mühim bir fonksiyon icra ettiği söylenebilir. Daha ötede, ibadethanelerin yalnızca “ibadet” icrasından ibaret olmadığı, inançların ibadet dışı faaliyetlerinin de icra mekanı olabildiği de gözden kaçırılmaması gereken bir husustur. Bu bildiride ibadethanelerin ilk ve en mühim, ibadethaneyi ibadethane yapan fonksiyonu olan ibadet icra mekanı olma fonksiyonu merkeze alınacak, hukuki statüsünün tespiti ve kritiğinde bu hususiyeti nazara alınacaktır. Bildirinin temel problematiği, ibadethaneler ile devlet teşkilatı arasındaki münasebete dairdir. Buna göre, ibadet özgürlüğü ile ibadethane münasebeti, ibadethanede yapılabilecek (o inanca göre mecburi yahut ihtiyari) faaliyetler, ülkenin çoğunluğunun mensup olduğu inanç ile çoğunluk olmayan inançların ibadethanelerinin münasebeti gibi problemler de yer yer kendini gösterebilecektir. Fakat bildirideki temel problem, inanç özgürlüğüne ait bir husus olan ibadethanenin hukuki çerçevesinin, kamu gücünü elinde bulunduran devlet teşkilatı tarafından Türkiye’de nasıl çizildiği ve mevcut çerçevenin muhtelif dini toplulukların talepleriyle nasıl çarpıştığı, çerçevenin muhafaza edilip edilmediği, esneme kabiliyeti gösterip göstermediği ile ilgilidir. Bildirinin zikredilen problemle alakalı asıl fikri, ibadethanelerin hukuki çerçevesinin mevcut haliyle yetersiz olduğu, dahası, Türkiye’nin idari yahut yargısal makamlarının yeniden ürettiği haliyle de bu çerçevenin, dini toplulukların statü taleplerini hukuki nazardan cevaplayacak seviyede olmadığı yönündedir. Bu durumun ortaya çıkmasında tarihi, siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel faktörlerin hissesi göz ardı edilemez.