İLK DÖNEM DİLBİLİMSEL TEFSİR LİTERATÜRÜNE DAİR BİR ANALİZ -GARÎBU’L-KUR’ÂN ÖRNEĞİ-


Creative Commons License

Temizer A.

İlahiyat, cilt.1, sa.1, ss.37-50, 2018 (Diğer Kurumların Hakemli Dergileri)

  • Yayın Türü: Makale / Tam Makale
  • Cilt numarası: 1 Konu: 1
  • Basım Tarihi: 2018
  • Dergi Adı: İlahiyat
  • Sayfa Sayıları: ss.37-50

Özet

Dilbilimsel tefsir denilince, ulûmu’l-Kur’ân çerçevesinde birçok kavram akla gelir. Garîbu’l-Kur’ân, İ’râbu’l-Kur’ân, meâni'l-Kur'ân, müşkilü’l-Kur'ân, vücûh ve nezâir vb. kavramlar bunların başlıcalarıdır. Dilbilimsel tefsir alanında, hem ilk döneme ait olması hem de temel sayılması açısından söz konusu kavramlardan üçü ön pala çıkar. Bunlar, garibu’l-Kur’an, İ’râbu’l-Kur’ân ve Meâni’l-Kur’ân’dır. Garibu’l-Kur’an, gerek ilk telif edilme ve gerekse daha farklı bir çerçeveye sahip bulunma açısından diğer iki kavramdan farklılık gösterir.

İslam toplumunun farklı kültür ve dilleri içine katması sonucunda ortaya çıkan ihtiyaca cevap vermek için ilk dönemden itibaren dilciler yoğun bir çalışmaya koyulmuş, bu doğrultuda Kur'an'daki garîb kelimelerin izahı faaliyetine yoğunlaşmışlardır. Hicrî ilk üç yüzyılda İbn Abbas’ın Garîbu’l-Kur’ân‘ından, Muhammed b. Uzeyz es-Sicistânî’nin Garîbu’l-Kur’ân‘ına kadar bu sahada birçok eser üretilmiştir. Bu eserler dilbilimsel tefsirin ilk nüvelerini teşkil ederler. Garîbu’l-Kur’ân kavramıyla adlandırılan eserlerde garîb kelimelerin manaları ele alınmış ve bahsi geçen kelimelerin hangi lehçeye ait olduğuna işaret edilmiştir. Diğer yandan bazen de kelimelerin isim, fiil, mastar gibi yapıları ile müfred, tesniye ve cemi’ olma durumlarına işaret edilmiştir. Bunların dışında nahiv bahislerine, hadis ve uzun sened kısımlarına yer verilmemiştir. Bu açıdan Garîbu’l-Kur’ân adıyla yazılan eserler, genel çerçevesiyle İ’râbu’l-Kur’ân ve meâni’l-Kur’an adı altında kaleme alınan eserlerden ayrılmıştır. Zira İ’râbu’l-Kur’ân çalışmaları daha çok nahiv bahislerine yer verirken; Meâni’l-Kur’ân çalışmaları daha geniş ve kapsamlı mahiyette, hem garîb kelimeler, hem i’râb, hem de kırâatları ele almış, bunların yanında az da olsa hadis, sahâbe ve tabiûn kavliyle tefsire yer vermişlerdir.