TIHEK Akademik Dergi, sa.4, ss.239-263, 2020 (Hakemli Dergi)
Kökleri değişmekle birlikte “organizma olarak ihtiyaçların” davranışlar dolayısıyla şiddet olgusunda etkili olduğunu söyleyebilmek mümkündür. Davranışların kaynağı ve harekete geçirici kaynağı olarak ihtiyaçlar, bireylerin temel özelliklerinden biri olan değerleri hakkında da bilgi vermektedir. Bireylerin neyin ihtiyaç olduğuna ilişkin tanım ve gerekçeleri doğrultusunda göstermiş olduğu davranışları, değerler sisteminin de anlaşılmasını sağlamaktadır. Temel ihtiyaçların karşılanmasına yönelik motive edici düşünce ve inançlar olarak değerler, şiddet davranışı ile ulaşılması beklenen hedeflerin ya da kaynakların bilgisini vermektedir. Bu bilgi ise bireyin hangi yaşamsal alanlarda zorluk yaşadığını ve desteğe ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Toplumlar, bireylerden oluşmaktadır; şiddeti üretenler de kurbanlar kadar aynı toplumun üyesi ve ürünü olduğu dikkate alınmak zorundadır. Bu bağlamda şiddet olgusunu önleyebilmek için yaşanılan toplumun ihtiyaçları karşılama konusunda hissettirmiş olduğu güvende olma algısı, davranışların şekillenmesinde etkili olabilecek faktörlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Temel insan ihtiyaçlarının güvence altında olması ise toplumsal yaşam dinamiği olarak insan hakları ve demokrasi bilinci ile yakından ilişkilidir. Toplumların gelişmişlik düzeylerinden biri olarak, demokrasi ve özgürlük kavramları üzerine inşa edilen demokratik yaşam kriterleri aynı zamanda evrensel insan haklarının gözetilmesini sağlamaktadır.
Demokratik yaşam kriterlerini uygulamaya yönelik çalışmalar, şiddet gibi toplumların var oluşunu tehdit eden sorunlarla mücadelede yadsınamaz önem taşımaktadır. Toplumun her bir üyesinin, demokrasi bilinci ile demokratik yaşam kriterlerine uygun yaşam kalitesine ulaşabilmesini sağlayabilmek amacıyla, eğitim sistemi ve eğitimin kendinden beklenen işlevleri yerine getirebilmesi kilit rol oynamaktadır. Disiplinler arası bir anlayışla gösterilecek çabanın yalnızca şiddet olgusu değil toplumsal refahı etkileyebilecek bir çok olumsuz faktör içinde koruyucu rol üstleneceği düşünülmektedir.
Although their roots may vary, it is possible to argue that “needs as an organism” play a significant role in the phenomenon of violence through behaviors. Needs, as both the source and the driving force of behavior, also provide insight into values, which constitute one of the fundamental characteristics of individuals. The behaviors individuals exhibit in line with their definitions of what constitutes a need and the justifications they assign to these needs enable a deeper understanding of their value systems. Values, as motivating thoughts and beliefs oriented toward the fulfillment of basic needs, convey information about the goals or resources that individuals expect to attain through violent behavior. This information, in turn, reveals the life domains in which individuals experience difficulties and require support.
Societies are composed of individuals; therefore, it must be acknowledged that those who perpetrate violence are, like the victims, members and products of the same society. In this context, in order to prevent the phenomenon of violence, the perception of safety fostered by the society’s capacity to meet needs emerges as one of the factors that may influence the shaping of behaviors. Ensuring the security of basic human needs, as a dynamic of social life, is closely associated with human rights and democratic awareness. As one of the indicators of societal development, democratic living standards built upon the concepts of democracy and freedom simultaneously ensure the protection of universal human rights.
Efforts aimed at implementing democratic living standards hold undeniable importance in combating problems such as violence that threaten the very existence of societies. In order to enable each member of society to attain a quality of life consistent with democratic living standards through democratic awareness, the education system—and its ability to fulfill its expected functions—plays a key role. It is believed that efforts carried out within an interdisciplinary framework will assume a protective function not only against the phenomenon of violence but also against many other negative factors that may affect social welfare.