Yedi İklim, cilt.40, sa.430, ss.45-52, 2026 (Hakemsiz Dergi)
Nurettin
Durman da “Kapı Kapı dolaşıp Çilehanemi Bulayım Dedim, Olmadı” isimli uzunca
şiirinde (Dünyadan Geçerken, c. I, sf.
485-487), kendisini bir labirentte imiş
gibi hisseden biridir ve çevresinde her biri başka, her biri günahkâr bir
yolcunun eliyle mesrur hale getirilmiş olduğunu söyler: “Kapılara gidiyorum, ama ne kapılar; her biri
başka/her biri günahkâr bir yolcunun eliyle mesrur”. Şair’e göre çevresindeki
kapılar ağır, zor, belalı ve meşakkatli olmalarının yanında, bir saray kapısı
“bin bir türlü süsü, şatafatı” kendinde toplamıştır. Aynı zamanda bu kapılar,
“başı belalı, şaşkın, kendine çağırır”.
Bu kapılar ayrıca şairi “berrak bir gökyüzünü çağırır gibi”, “ateşe
bulanmış pervane olmuşlar gibi” çağırmaktadır. Bu kapıların önüne varan
Nurettin Durman da kapılara “Ey benim vardığım kapılar ey kapıların kapısı”
diye seslenecektir.
Şiirde ifade edilen duyguları anlayabilmemiz için şairin kapı karşısındaki tutumu ve durumu daha sonra da kapıların şair üzerindeki etkisini bir tablo ile gösterebiliriz. Tabloya göre şair çağrıldığı kapılara gider, başı belalı ve şaşkındır. O sırada şair bir tutsak gibi hıçkırıklı, serkeş yürüyüşlü, oradan oraya atılıp, dolaştırılır. Kapılar, kilitli, zor, belâlı ve meşakkatlidir günahkâr bir yolcunun eliyle mesrurdur; şair de zorluk, ağırlık ve sıkıntı içerisinde büyülenmiştir.
Kalp,
insanın sonsuzluk âlemine açılan kapısıdır. Bu kapının madeni, insanın kimliği
demektir Kalbini ve kalbinin etrafını güzelliklerle donatabilen insanın kapısı
ötelere açılır. Böyle bir kalp, insanın, fiziğin hem derununa hem de ötesine
nüfuz etmesini nasıl sağlıyorsa, mana âlemine açılan bir kalbi taşıyan kişi de,
bulunduğu toplum içinde, aşk ve mutluluk arayan insanlara kapı olma görevini
yerine getiriyor demektir.