Sürdürülebilir Kalkınmaya Hukuksal Bakış Konferansı, İstanbul, Turkey, 30 - 31 May 2024, pp.447-476, (Full Text)
İklim değişikliği, çevresel tahribat, nüfus artışı gibi sebeplerle tü kenme riskiyle karşılaşan doğal kaynakların korunması ve geliştirilmesi konusunda finansman yetersiz kalmakta ve kaynak yaratma arayışı ise konvansiyonel yöntemlerle sağlanamamaktadır. Yeni finansman kaynağı arayışında imtiyaz sözleşmeleri, kamu-özel ortaklık modellerinin yanı sıra özel sektörün (bilhassa fon ve şirketlerin) etkililiğine dikkat çekil- mektedir.** Amerika Birleşik Devletleri’nde finansman ihtiyacını küresel ekonominin önemli dilimine karşılık gelen “evrensel sahipler(le)” buluşturan doğal kaynaklar şirketi önerisi ortaya atılmıştır. Doğal kaynakların finansal sisteme dahil edilerek “aşırı tüketiminin azaltılması ve doğaya yatırımın artırılması” söylemleriyle önerilen bu şirketler, devlet ve özel hukuk kişilerinin sahibi oldukları doğal varlıkların ve bunların ürettiği ekosistem hizmetlerinin değerlerini ekolojik performans hakları olarak lisansla yönetecektir. Bu şirketler, New York Borsasında “doğal varlıklar şirketi” türünde listelenerek işlem görecek ve yatırımcılar da sürdürülebilir bu hisselere yatırım yaparak elde edilen gelirler de yine sürdürülebilir faaliyetlerde kullanılacaktır. Bu öneri, iki temel üzerine inşa edilmektedir: doğal kaynakların korunması ve finansal sisteme dahil edilmesi. Birinci temel, finansman ve konvansiyonel kaynak yaratma yöntemlerinin yetersizliği sebebiyle kamu mülkiyeti altında korun(a)mayan alanların doğal varlık şirketleri aracılığıyla korunmasını bir tür finansman yöntemi olarak kabulüne dayanmaktadır. İkinci temel ise, doğanın kendisinin bir değer olarak finansal sisteme dahil edilmesine dayanmaktadır: karbon piyasaları aracılığıyla finansal ana akıma dahil edilen ancak gerçek anlamda karşılığına yer verilmeyen doğanın değerinin, küresel ekonominin ‘gereklerine’ dayanılarak piyasaya yansıtılma ihtiyacı. “İklim değişikliği, kaynakların tükenmesi, kirlilik, ormansızlaştırma, atık yönetimi” gibi çevresel; “insan hakları, modern kölelik yasağı, çocuk işçi çalıştırılması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, çalışan ilişkilerinin yönetimi” gibi sosyal ve “rüşvet ve yolsuzlukla mücadele, yönetimin çeşitliliği, vergi stratejileri” gibi yönetişim alanında (ESG)** sürdürülebilir yatırım ilkelerine uygun araçlarla sürdürülebilirlik “etiketiyle” değerlerini artıran şirketler, doğal varlıkşirketlerine yatırım yaparak döngüsel bir ekonomi yaratılacaktır. Çalışmada, şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim anlayışındaki gelişmeler ışığında tasarının Amerikan İdare Hukuku açısından doğuracağı soru(n)lar irdelenecektir: şirketlerin kural olarak sahibi olamayacakları veya olmadıkları doğal kaynakların değerlerini yönetmesi mülkiyet devri suretiyle bir özelleştirme yöntemi midir? Doğal kaynakların korunması ve geliştirilmesi görev ve yetkisi bu şirketlere devredilebilir mi? Doğal kaynakların yalnızca ‘korunması(na)’ yönelik yaklaşım çoklu kullanım ve sürdürülebilir verim ilkelerine uygun mudur? Dünya’daki bu gelişmelerin fikri takibi Türk İdare Hukuku doktrininin, mevzuatın ve içtihatların gelişimine katkı sunacaktır.