Karanlık Üçlünün Tükenmişlik Üzerindeki Etkisinde Öz Denetimin Düzenleyici Rolü


Creative Commons License

Bolelli M., Ekizler H.

İktisadi ve İdari Bilimlerde Teori ve Araştırmalar Cilt 2, Mustafa Mete, Editör, Gece Kitaplığı, Ankara, ss.55-82, 2020

  • Yayın Türü: Kitapta Bölüm / Araştırma Kitabı
  • Basım Tarihi: 2020
  • Yayınevi: Gece Kitaplığı
  • Basıldığı Şehir: Ankara
  • Sayfa Sayıları: ss.55-82
  • Editörler: Mustafa Mete, Editör

Özet

Kişilik özelliklerinin liderlik tarzları, iş performansı, motivasyon, iş tatmini, mutluluk, işe tutkunluk, örgütsel bağlılık gibi çeşitli değişkenlerle ilişkileri özellikle liderlik, yönetim organizasyon, örgütsel davranış, psikoloji literatürlerinde çok sayıda araştırmaya konu edilmiştir. Çalışmalar her ne kadar çevresel faktörler, kültür, norm ve değerler, grup dinamikleri, duygusal etkenler, motivasyonel yönelimler, sosyal bağlam ve benzeri unsurların davranışların açıklanmasında en az kişilik özellikleri kadar etkili olduğunu gösterse de gerek kavramın kendisi, gerekse tutum ve davranışlar üzerindeki etkileri popüler çalışma konuları olmaya devam etmektedir.

Özellikle son yıllarda yaşanan kurumsal skandallar, yönetsel başarısızlıklar ve krizler araştırmalarda karanlık olarak tanımlanan kişilik özelliklerinin ön plana çıkmasına neden olmuştur. Enron, Arthur Anderson, WorldCom, Tyco, Huawei, BNP Paribas gibi örnekler yakından incelendiğinde söz konusu krizlerin çok yönlü etkilerinin bulunduğu, sadece ilgili yöneticilerin kariyerlerine değil, aynı zamanda şirketlere de önemli zararlar verdikleri görülmektedir. Öte yandan vakalar detaylı olarak ele alındığında problemlerin çoğunlukla kurumsal liderlerin nitelikleri veya yetkinliklerine ilişkin noksanlıklardan değil, daha çok ahlaki ve/veya etik olmayan davranışlarından kaynakladığı anlaşılmaktadır (Dicle ve Ertop, 2019). Bir başka deyişle söz konusu yöneticiler bilgili, deneyimli, yetkin olmalarına rağmen kendilerini ve kurumlarını zarara uğratabilecek, kanun dışı ve/veya etik kurallara aykırı kararlar alabilmekte ve uygulamalar gerçekleştirebilmektedir. Konu ile ilgili olarak farklı ülkelerde gerçekleştirilen araştırmalar bu argümanı desteklemekte, kişilik bozukluklarının iş yaşamına ilişkin olumsuz sonuçların önemli bir açıklayıcısı olduğunu göstermektedir (Gentry ve Chappelow, 2009; Kaiser vd., 2015; McCall ve Hollenbeck, 2002). 

Olumsuz kişilik özellikleri ile ilgili yapılan çalışmalar kapsamında Paulhus ve Williams (2002) ampirik olarak örtüşen bölümleri bulunmakla beraber kavramsal olarak ayrışan üç unsur olan Makyavelizm, narsisizm ve psikopatiden meydana gelen Karanlık Üçlü kavramını ortaya koymuşlardır. Karanlık üçlüyü oluşturan Makyavelizm, narsisizm ve psikopati subklinik düzeyde, bir başka deyişle klinik bir rahatsızlık olarak değil kişiliğin normal bir parçası olarak ele alınmakta, üçlü bağlamında rahatsız edici olmakla birlikte hayatın normal şekilde sürdürülmesini engellemeyecek seviyede oldukları belirtilmektedir (Furnham vd., 2012; Harms vd., 2011; Wu ve LeBreton, 2011). Konuyla ilgili araştırmalar kavramın seyrek rastlanan bir olgu olmadığını, nüfusun yüzde onluk bir kısmının üçlüyü oluşturan özelliklere sahip olduğunu göstermektedir (Gustafson ve Ritzer, 1995; Pethman ve Erlandsson, 2002). Karanlık üçlüyü oluşturan unsurlar her ne kadar birbirlerinden farklı olsalar da ikiyüzlülük, empati yoksunluğu, manipülatif davranışlar, sömürücülük, uyumsuzluk gibi bazı ortak özelliklere sahip oldukları görülmektedir (Egan ve McCorkindale, 2007; Jonason vd., 2009; Jones ve Paulhus, 2011; Jones ve Figueredo, 2013; Miller vd., 2010). Araştırmalar karanlık üçlünün sapkın iş yeri davranışları, yalan söyleme, gereksiz ve iyi düşünülmemiş riskler alma, etik olmayan tutum ve kararlar, istismar edici yöneticilik gibi istenmeyen iş yeri davranışlarıyla ilişkili olduğunu, performans ve iş tatminini olumsuz yönde etkilediğini göstermektedir (Greenbaum vd., 2017; Grijalva & Newman, 2015; Mathieu et al., 2014; Smith et al., 2016). Karanlık üçlü sadece bireyin çevresine değil kendisine de zarar verici etkiler oluşmasına neden olabilmektedir. Örneğin üçlü ile tükenmişlik etkileşiminin incelendiği nadir araştırmalar üçlüyü oluşturan unsurlar ile tükenmişlik arasında anlamlı ilişkiler bulunduğuna işaret etmektedir (Grover ve Furnham, 2020; Prusik ve Szulawski, 2019).

Walter Mischel tarafından 1970 yılında gerçekleştirilen “Marshmallow Deneyi” kişilik özelliklerinin etkilerine yönelik tartışmalara ilgi çekici bir boyut kazandırmıştır. Söz konusu deneyde kapalı bir odada yalnız olan bir çocuğa şekerleme verilmekte, gözlemci çocuğa odanın dışına çıkacağını ve bir süre sonra geleceğini, eğer şekerlemeyi yemeyip beklerse bir tane daha elde edeceğini söylemektedir. Yıllar sonra, kendini kontrol edebilme becerisine odaklanan bu deneye katılan çocukların akademik başarı durumları, madde-alkol bağımlılık riskleri, sosyal becerileri, vücut kitle indeksleri vb. incelendiğinde kendini kontrol ederek şekerlemeyi yemeyen, böylelikle ikinci şekerlemeye hak kazanan çocukların diğerlerine kıyasla anlamlı ölçüde yüksek ve olumlu yaşam sonuçlarına ulaştıkları görülmüştür. Öz denetimin mutluluk ve başarı üzerindeki etkilerine örnek teşkil eden bu çarpıcı çalışmayı takiben kavram sadece psikoloji değil, yönetim-organizasyon, örgütsel davranış, kriminoloji, tıp, eğitim yönetimi gibi farklı disiplinlerce de araştırmalara konu edilmiş, yüksek öz denetimin hemen her alanda pozitif sonuçlarla ilişkili olduğu, düşük özdenetimin ise başta düşük akademik ve profesyonel başarı olmak üzere, suç, madde kullanımı, aşırı yemek yeme gibi pek çok olumsuz unsurla ilişkili olduğu ortaya konulmuştur.

Literatürde öz denetim ile etkileşiminin sıklıkla araştırmalara konu edildiği görülen kavramlardan bir tanesi de tükenmişliktir. Baş döndürücü bir hızla değişen teknoloji, politik ve ekonomik çevre, global rekabet koşulları, tüketicilerin istek ve beklentileri gibi tetikleyicilerle beslenen iş stresinin sebep olduğu tükenmişliğin, çalışanların iş performanslarını ve genel olarak yaşam doyumlarını olumsuz etkileyen bir faktör olduğu ifade edilmektedir. Tükenmişlik, kaynakların korunması teorisi bağlamında bireylerin değer verdikleri kaynakların kaybına yönelik bir tehdit algılamaları durumunda ortaya çıkan stres ile ilişkilendirilmektedir (Hobfoll, 1998). Bahsi geçen kaynaklar sadece elle tutulabilir olanları değil aynı zamanda soyut olanları da kapsamaktadır. Örneğin para, ev, iş, özgüven, bilgi ve beceri,  statü, prestij, saygı, sağlık, yakın arkadaşların ve ailenin desteğine sahip olmak gibi unsurlar kaynak olarak ele alınabilmektedir (Ford vd., 2015). Bu çerçevede kişinin işini beklenen performans seviyesinde yapabilmesi için sahip olduğu eğitim, deneyim, yetkinlik ve benzeri değişkenler ile iş gerekleri ve/veya talepleri arasında bir dengesizlik olması, bir başka deyişle iş taleplerinin hali hazırdaki kaynaklardan fazla olduğunun algılanması durumunda stres oluşmakta, dengeleyicilerin, destekleyicilerin –ilave kaynakların- sağlanamaması durumunda dengesizlik süreklilik kazanmakta ve kronik hale gelerek tükenmişliğe dönüşebilmektedir.

Bu araştırmanın amacı karanlık üçlü kişilik özelliklerinin (Makyavelizm, narsisizm ve psikopati) tükenmişlik üzerindeki etkisinde özdenetimin düzenleyici rolünün incelenmesidir. Daha önce yapılan çalışmalar araştırma hipotezlerinin karanlık üçlünün tükenmişliği negatif yönde etkileyeceği biçiminde oluşturulmasına imkân vermesiyle birlikte, literatürde yer alan aksi bulguların ilişkiye etki edebilecek farklı değişkenlerin varlığına işaret edebileceği düşüncesiyle modelde düzenleyici değişken olarak özdenetime yer verilmiştir.

Çalışmada giriş bölümünden sonra kavramsal çerçeve ele alınarak karanlık üçlü, tükenmişlik ve özdenetim kavramlarına ilişkin seçilmiş literatür kısaca özetlenmiş, ikinci bölümde araştırmanın modeli, örneklem, araçlar, analizler ve bulgularına, son bölümde ise sonuç ve tartışmaya yer verilmiştir.