NAVIGATING ASYMMETRY: ENERGY INFRASTRUCTURE AS POLITICAL CAPITAL FOR SMALL AND MIDDLE POWERS


Creative Commons License

Aycan Özer A. İ.

Deniz Araştırmaları ve Mavi Strateji Dergisi, sa.4, ss.31-41, 2025 (Hakemli Dergi)

Özet


Küresel enerji tüketiminde yaşanan artış, enerji güvenliğini uluslararası ilişkilerin merkezine taşımıştır.
Avrupa Birliği (AB), tarihsel olarak enerji ihtiyacını büyük ölçüde Rusya’dan karşılamış; bu bağımlılık, Rusya’nın
kaynak zenginliği ve coğrafi yakınlığı ile açıklanmıştır. Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı ile birlikte AB-Rusya
ilişkileri gerilmiş, enerji tedarik zincirleri zarar görmüş ve AB, enerji güvenliğini sağlamak için kaynak
çeşitlendirme stratejilerini önceliklendirmiştir.
Bu bağlamda, enerji arzında süreklilik sağlamak, bunun için de tedarikçi ağını çeşitlendirmek isteyen AB ile müşteri
portföyünü genişletmek isteyen üretici ülkeler arasında yeni işbirlikleri ortaya çıkmaktadır. Özellikle Hazar
bölgesindeki Azerbaycan, zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarıyla alternatif bir tedarikçi olarak öne çıkarken;
Türkiye, jeopolitik konumu ve altyapı kapasitesi sayesinde stratejik bir enerji geçiş ülkesi olarak dikkat çekmektedir.
Azerbaycan küçük devlet stratejisi ile hidrokarbon kaynakları üzerindeki egemen kontrolünü sağlamak amacıyla
ciddi yatırımlar yaparken, Türkiye de bölgede orta ölçekli bir güç stratejisi güderek sahip olduğu bölgesel avantajlar
üzerinden enerji merkezi olma konumunu güçlendirmeye çalışmaktadır. Azerbaycan-Türkiye işbirliğiyle geliştirilen
TANAP ve Güney Gaz Koridoru (SGC), enerji arz güvenliğini artırırken, Türkiye’yi AB için vazgeçilmez bir ortak
haline getirmiştir. Bu projeler, Türkiye’nin doğu-batı enerji akışında merkezi konumunu güçlendirirken,
Azerbaycan’ın da kaynakları üzerindeki egemenliğini de pekiştirmektedir. Makale, küçük devlet stratejisi ve
bölgesel güç analizine dayanarak, enerji geçiş altyapısının yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve
jeopolitik anlamlar taşıdığını savunmaktadır. Türkiye ve Azerbaycan örneğinde, enerji iletim yollarının kontrolü;
egemenlik, ölçeklenebilirlik ve istikrar gibi unsurlar üzerinden bölgesel aktörlerin uluslararası sistemdeki
konumlarını nasıl yeniden tanımladığını incelemektedir

The increase in global energy consumption has placed energy security at the center of the international politics. The European Union (EU) has historically met its energy needs significantly from Russia, a dependency largely explained by Russia’s abundant energy resources and geographical proximity. However, the Russia-Ukraine war has strained EU-Russia relations, disrupted energy supply chains, and prompted the EU to prioritize diversification strategies to ensure energy security. In this context, new forms of cooperation are emerging between the EU which seeks to ensure the continuity of energy supply by diversifying its network of suppliers and producer countries to expand their customer base. Azerbaijan in the Caspian region stands out as an alternative supplier due to itsrich hydrocarbon reserves, while Türkiye, with its geopolitical location and infrastructure capacity, has gained prominence as a strategic energy transit country. Employing a small state strategy, Azerbaijan shows significant effort to secure sovereign control over its hydrocarbon resources, while Türkiye is pursuing a middle power strategy in the region. Leveraging its regional advantages, Türkiye aims to strengthen its position as an energy hub connecting supplier countries with European markets. Developed through Azerbaijan–Türkiye cooperation, the Trans-Anatolian Natural Gas Pipeline (TANAP) and the Southern Gas Corridor (SGC) enhances energy supply security, and positions Türkiye as an indispensable partner for the European Union. These projects have reinforced Türkiye’s central role in the East–West energy flow while simultaneously strengthening Azerbaijan’s sovereign control over its resources. Based on small state strategy and middle power analysis this article argues that energy transit infrastructure carries not only economic significance but also political and geopolitical implications. Using the cases of Türkiye and Azerbaijan, it examines how control over energy transmission routes allows regional actors to redefine their positions within the international system through dimensions such as sovereignty, scalability, and stability.