İlk Devir Osmanlı İstanbul türbelerinde mimari plastik ve tezyinat


Prof. Dr. AZİZ DOĞANAY

Tez Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Türk Sanatı Anabilim Dalı, Türkiye

Tez Danışmanı: Prof.Dr. Selçuk Mülayim

Tezin Onay Tarihi: 2002

Tezin Dili: Türkçe

Desteklendiği Program: Diğer

Özet:

ÖZET Osmanlılar mimarî alanda Selçuklulardan farklı yol izleyerek, serdaplı ve külahlı künbedlerden vazgeçip, kubbeli türbe tipini geliştirmişlerdir. Bu değişiklik, yapının tezyinatına da yansımıştır. İlk Devir İstanbul Türbeleri'nin tezyinat programı, Bursa döneminden itibaren belirmeye başlamıştır. Plan bakımından zengin olmayan İlk Devir İstanbul Türbeleri, kütledeki estetik nispet arayışlarıyla kendini göstermiştir. Abidevî görünüm sağlamak için gövde yükseltilip, çift sıra pencere uygulanmış ve muvacehe penceresi ortaya çıkmıştır. Cepheler, profilli silmelerle şekillenirken, sınırlı ölçüde renklitaş kullanılmıştır. Türbelerde revak vazgeçilmez unsur haline gelmiş, sağırkasnak ilk defa denenmiştir. Taçkapılar bursakemerli yaşmakla şekillenmiştir. İstanbul üslubunun asıl inşa malzemesi taştır. Cephelerinde kâşî kullanımı bakımından Mahmut Paşa Türbesi müstesna bir yere sahiptir. Çini bezeme yapının içine taşınmıştır. Osmanlı türbelerinde malakârî ilk kez Yavuz Sultan Selim Türbesi 'nde kullanılmıştır. Tezyinat programı plana göre değişse de, genel hatlarıyla açık ve kapalı türbelir olmak üzere iki grupta değerlendirilebilir. Bezemeler sandukalar, şâhideler, cepheler, revak, kapı ve pencerelerde belli esasa göre uygulanmıştır. Tezyinatın bir bölümünü de taşınabilir eşyalar oluşturmaktadır. İlk Devir Osmanlı sanatında, Rumî ve Acemî olmak üzere iki ayrı ekolden söz edilebilir. Nakışlar, strüktüre uyum sağlayacak şekilde düzenlenmiştir. Bütün malzemelere aynı nakış ve kompozisyonlar uygulanmıştır.Nakışlar konularını daha çok tabiattan almaktadırlar. Nebatî nakışların gelişerek arttığı görülmektedir. Bunların arasına bulut da katılmıştır. Rumî ve hatayîler aynı kompozisyonda ortak zeminde kullanılmaya başlamış, canlı tasvirlerden sakınılmıştır. Geometrik tezyinat önemini korumuştur. Ölümü hatırlatan, öğüt vermek için yazılmış ibareler, türbede yatan şahısla irtibatlandınlarak, tezyinata farklı bir hava kazandırılmıştır. Sonuç olarak Bursa' da başlatılmış olan yenilik arayışları, İstanbul'da devam etmiş, Sinan'la kemâle erecek olan türbe mimarisi bu dönemde estetik bir değer kazanmıştır.