KÜRATÖR YAZISI:
Belleğin kırılganlığı ve sürekli yeniden yazılan doğası, sanat tarihinin en tartışmalı ve üretken alanlarından birini oluşturur. Maurice Halbwachs’ın ifadesiyle “bellek bireysel bir depo değil, toplumsal bağlam içinde yeniden kurulan bir inşa sürecidir” (La Mémoire Collective, 1950). Gonca Uncu’nun yıllara yayılan “Hafıza Kaydı” serisi, tam da bu yeniden kurma eyleminin görsel karşılıklarını geometrinin ve çizginin dili üzerinden sorgular. Küçük parçaların bir araya gelişinden doğan ritmik yoğunluk, izleyicinin algısını hem sınayan hem de ona dair yeni bir farkındalık inşa eden bir görsel hafıza alanı yaratır. Sanatçının kullandığı üçgen, kare ve daire formları yalnızca optik bir düzen oluşturmakla kalmaz; aynı zamanda Derrida’nın “iz” kavramını hatırlatırcasına (La Voix et le Phénomène, 1967), belleğin asla bütünüyle yakalanamayan ama sürekli ertelenen anlam katmanlarına da işaret eder. Bu bağlamda izleyici, yalnızca estetik bir yüzeyle karşı karşıya kalmaz; kendi hatırlama biçimlerini, kendi zihinsel kayıtlarının süreksizliğini yeniden düşünmeye davet edilir.
Uncu’nun üretimini özgün kılan temel unsur, akademik geçmişiyle kavramsal pratiği arasındaki sıkı bağdır. Güzel Sanatlar Lisesi’nde aldığı resim eğitimiyle başlayan süreç, Anadolu Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü ve ardından Savannah College of Art and Design’da tamamladığı yüksek lisansla disiplinlerarası bir zemine taşınmıştır . 2013’ten itibaren Marmara Üniversitesi’nde sürdürdüğü akademik kariyerinde görsel iletişim, dijital medya ve sanat felsefesi üzerine yoğunlaşması, eserlerine yalnızca estetik değil teorik bir derinlik de kazandırmıştır. Hal Foster’ın altını çizdiği üzere, “çağdaş sanatçı yalnızca üretim yapan değil, üretimin epistemolojik koşullarını da sorgulayan bir özneye dönüşmüştür” (The Return of the Real, 1996). Uncu’nun işleri, bu dönüşümün Türkiye’deki güncel bir yansımasıdır; akademi ve sanat arasında çift yönlü bir akış kurarak hem düşünsel hem de görsel düzlemde zengin bir ifade alanı sunar.
“Hafıza Kaydı” serisinin en dikkat çekici yönlerinden biri, görsel yoğunluk ile zihinsel deneyim arasındaki doğrudan ilişkidir. Parçaların birleşiminden doğan optik örüntüler, izleyiciye yalnızca bir bütün yanılsaması sunar; fakat bu bütün, Didi-Huberman’ın belirttiği gibi “her zaman parçalı, kesintili ve izlerle anlaşılır” (Devant l’Image, 1990). İşte bu nedenle Uncu’nun işleri, bellekle ilgili en temel gerilimi görünür kılar: süreklilik yanılsaması ile kesintililik hakikati arasındaki çatışma. İzleyici bu eserler karşısında bakışının sınırlarını test ederken, aynı zamanda kendi belleğinin kırılgan doğasına dair de bir farkındalık yaşar. Her bir form, zihinde kalmış bir anının, tamamlanmamış bir hatıranın, yeniden kurgulanan bir imgenin metaforuna dönüşür.
Sanatçının akrilik, mürekkep, kolaj ve karma tekniklerle oluşturduğu çok katmanlı yüzeyler, hem bilinçaltının kırılgan kayıtlarını hem de geometrinin evrensel dilini bir araya getirir. Bu durum, izleyiciye belleğin bireysel olduğu kadar toplumsal ve kültürel bağlamda da yeniden kurulduğunu hatırlatır. Derrida’nın sözleriyle “hafıza hiçbir zaman saf değildir; her zaman izlerle, silinmelerle ve geri dönüşlerle örülüdür.” Uncu’nun görsel evreni de bu izlerden, bu silinmelerden ve geri dönüşlerden oluşan bir poetika sunar. İzleyici, sergi alanında dolaşırken yalnızca sanatçının görsel dünyasına değil, kendi hafızasının kıvrımlarına da tanıklık eder; bakmak, hatırlamanın yeni bir biçimine dönüşür.
Sonuç olarak, Gonca Uncu’nun “Hafıza Kaydı” serisi, modern bireyin görsel hafızasına dair güçlü bir poetik önerme ortaya koyar. Geometrinin düzeni ile belleğin kaotik doğası arasında kurulan bu gerilim, sanatçının eserlerinde estetik bir yoğunluk kazanırken, izleyici için düşünsel bir yolculuğa dönüşür. Bu sergi, belleğin asla durağan olmadığını, her zaman yeniden yazıldığını ve yeniden anlamlandığını bir kez daha hatırlatır. Belleğin kıvrımlarında dolaşan her izleyici, kendi zihinsel kayıtlarının daima eksik, daima parçalı ama aynı zamanda derin bir bütünlük yanılsaması yarattığını deneyimler. Uncu’nun işleri, işte bu yanılsamanın hem kırılgan hem de vazgeçilmez doğasını gözler önüne serer.