Primer Sjögren Hastalığında Tükürük Bezi Ultrasonografisi ile Belirlenen Glandüler Hasarın Lökosit Trafiği ve Östrojen ile İlişkisi
İnanç G. N. (Yürütücü), Polat Akmansoy B., Akmansoy Ş. C., Erdoğan M., Şişman Kitapçı N., Mumcu G., et al.
Yükseköğretim Kurumları Destekli Proje, BAP Araştırma Projesi, 2026 - 2028
- Proje Türü: Yükseköğretim Kurumları Destekli Proje
- Destek Programı: BAP Araştırma Projesi
- Başlama Tarihi: Eylül 2026
- Bitiş Tarihi: Ekim 2028
Proje Özeti
Sjögren hastalığı (SjD), otoimmün mekanizmalarla tükürük ve lakrimal bezlerde inflamasyon ve fonksiyon kaybına yol açan kompleks bir hastalıktır. SjD’nin patogenezi için epitel hücre aktivasyonu ve lenfosit infiltrasyonu temel alınan iki ana hipotez üzerinden açıklanmaktadır. Ancak bu hipotezler, hastalığın kadınlarda daha sık görülmesiyle ilişkilendirilen cinsiyet hormonlarının etkisini yeterince dikkate almamaktadır. Östrojenin immün hücreler ve epitel dokusu üzerindeki etkileri, SjD’de glandüler hasar mekanizmalarını anlamada kritik öneme sahiptir.
Bu çalışmanın amacı, SjD’nin patofizyolojisinde östrojenin tükürük bezi epitel hücreleri ve lenfositlerin dinamik ilişkisi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Bu kapsamda, pre-menopoz ve post-menopoz dönemindeki SjD hastaları hormonal profillerine göre gruplandırılacak, tükürük bezi ultrasonografisi (US) ile glandüler yapı değerlendirilerek US aktivite/hasar skorları belirlenecektir. Ayrıca, in vitro ortamda tükürük bezi epitel hücreleri ve lenfositlerin etkileşimleri 3 boyutlu hücre kültürü ve ko-kültür modelleri kullanılarak analiz edilecektir. Östrojenin, lenfositlerin adezyon, transmigrasyon ve kemotaksis mekanizmaları üzerindeki etkileri akış temelli hücre kültürü ve transwell sistemleri ile incelenecektir.
Çalışmamız, SjD’de glandüler hasarın hormonal ve immünolojik mekanizmalarla ilişkilendirilmesi açısından özgündür. Epitel hücreleri-lenfositler-hormon ekseninde oluşturulan dinamik model, SjD’nin moleküler mekanizmalarına dair yeni bakış açıları sunabilir. Elde edilen bulgular, hastalık fenotiplerinin daha iyi tanımlanmasına, glandüler hasarın östrojen aracılı mekanizmalarının anlaşılmasına ve bu doğrultuda yeni hedeflenmiş tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine katkı sağlayacaktır.