Batırel S. (Yürütücü), Çetinkaya B.
Yükseköğretim Kurumları Destekli Proje, BAP Y.Lisans, 2020 - 2022
Amaç: Kardiyovasküler hastalıklar tüm dünyada önde gelen morbidite ve mortalite sebebidir. Koroner arter hastalığı (KAH) da bu hastalık grubu içerisinde en önemli yere sahiptir. KAH’nın patogenezindeki bir numaralı biyolojik süreç olan ateroskleroz oluşumunda ve gelişiminde, diyet içeriğindeki yağ asitlerinin miktar ve çeşitlerinin etkili olduğu kanıtlanmıştır. Fakat hangi yağ asidinin nasıl etki ettiği tam olarak belirlenememiştir. Bu nedenle bu çalışmada, serum yağ asit profillerinin, koroner arter hastalığının gelişimindeki yerinin belirlenmesi ve literatürdeki tutarsızlık ve belirsizliğin giderilmesi hedeflenmiştir.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya KAH ön tanısıyla koroner anjiyografi yapılan 35 kadın ve 52 erkek hasta dahil edilmiştir. Hastaların özgeçmiş, soygeçmiş ve antropometrik bilgileri bir anket yardımı ile elde edilmiştir. Anjiyografi sonuçları incelenerek hastaların KAH’a sahip olup olmadıkları belirlenmiş ve koroner arterlerdeki darlığın şiddetini gösteren Gensini skorları hesaplanmıştır. Koroner anjiyografi işlemi öncesi hastalardan kan örnekleri alınmıştır. Serumdaki total kolesterol, trigliserid ve HDL seviyeleri enzimatik kalorimetrik metotlar ile ve yağ asit kompozisyonları GC-MS cihazı ile incelenmiştir. Elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir.
Bulgular: Gensini skoru ile yaş arasında pozitif korelasyon olduğu görülmüştür. KAH’a sahip olan kişilerin Gensini skorları KAH’a sahip olmayanlara göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,01). Beden kitle indeksi ile serum trigliserid seviyeleri arasında pozitif korelasyon bulunmuştur (p<0,05). Hastaların yağ asit profilleri incelendiğinde; Gensini skoru arttıkça laurik asit ve miristik asit düzeylerinin de anlamlı olarak arttığı dikkat çekmiş olup, serum HDL seviyeleri ile bu yağ asitlerinin seviyeleri arasında da negatif bir korelasyon belirlenmiştir.
Sonuç: Bu çalışmada serumdaki yağ asit kompozisyonundaki değişikliklerin KAH gelişiminde önemli bir role sahip olduğu gözlenmiş olup, özellikle serumdaki orta zincirli yağ asit miktarlarındaki ve lipoprotein metabolizmasındaki değişikliklerin ön plana çıktığı belirlenmiştir.